Alkali Beslen Canlı Kal

Konu ‘sağlık’ olduğunda, besin belirleyici rolü üstlenir. Ezberden söylemeyi bir kenara bırakıp “Ne yersek ‘o’ oluruz.” sözüne hak ettiği önemi vermenin artık vakti geldi. Doğru besinle kendimizi iyileştirip sağlığımızı pekiştirirken, yanlış besinle kendimize büyük zararlar verebiliriz. Besin, hastalıklara, şehir hayatında maruz kaldığımız toksinlere ve strese karşı mutlak koruyucumuzdur. Önemli olan ise kendimiz için doğru olan besini bulmaktır.

Kimi besinler onarıcı etkiye sahipken, kimisi yıkıcı etkidedir. Onarıcı yapıdaki besinleri ‘alkali oluşturan besinler’, yıkıcı yapıdakileri ise asit oluşturan besinler olarak nitelendirebiliriz. Sağlığın devamlılığı için beslenmemizin %60 alkali-oluşturan, %40 asit-oluşturan gıdalardan meydana gelmesi gerekirken sağlığa kavuşmak için %20 – %80 asit-alkali oranında bir beslenme planı izlemek gerekir. İnsan kanı  7.35 – 7.45 pH oranında alkali dengesine sahiptir. Bu oranın altına düşmek veya üzerine çıkmak hastalık belirtilerine ve rahatsızlıklara sebep olur. 7.0 pH düzeyi nötr düzeydir; pH 7.0 asidik iken pH 7.0 üzeri alkalidir.

Asidik pH pek çok sebepten oluşabilir; ağırlıklı asit oluşturan gıdalardan meydana gelen bir beslenme tutumu, duygusal stres, aşırı toksik yüklenme ve/veya bağışıklık tepkileri gibi. Vücut asidik ortamı sağaltmak için mevcut alkali minerallerini kullanma yoluna gidecektir.  Beslenmenin bu sağaltmayı karşılayacak oranda mineral içermemesi durumunda ise hücrelerde asit birikimi baş gösterecektir.

Asidik pH vücuttaki 3 önemli alkali minerali olan sodyum, potasyum ve magnezyum dengesini alt üst eder. Vücut asidik ortamı nötralize etmek için kalsiyumu kemiklerden alarak kullanır. Bunun sonucunda vücutta yedek olarak depolanmış alkali mineral dengelerine zarar verilir. Asidik toksinlerin kalıntıları vücudumuzda; hücre iltihaplanması, eklem ve kemik bozulmaları, eklem şişlikleri, vücut ağrıları, lenf tıkanıklıkları, sümüksü madde üretiminde artış, deri ve cilt sorunları, alerjiler, üşütmeler, grip, bademcik iltihabı, görüş kaybı gibi semptomlara sebep olur. Bütün bunlara ek olarak asidik ortam, mantar ve parazitlerden oluşan enfeksiyonların ağırlaşmasına sebep olur. Alkali-asit dengesi sağlanmış bir beslenme planı ise bedenin ve zihnin genel sağlık durumunun iyileştirilmesinde anahtar rolü üstlenerek sistemimizin onarılıp düzgün ve doğal akışında işleyişine olanak sağlar. Böylelikle, kendimizi sağlıklı, enerjik ve zinde hissedebiliriz. En çok tüketilenlerin başında gelen ekmeğin yanısıra peynir ve et gibi hayvansal protein içeriğiyle asit oluşumuna yol açan besinlerin en aza indirildiği, meyve ve sebze yönünden zenginleştirilmiş bir beslenme planı böbrek taşı oluşumunun önüne geçerken, kas ve kemik yapısını güçlendirir, beyin fonksiyonunu ve kalp sağlığını destekler, bel ağrısını azaltır, kolon kanseri ve tip 2 diyabet riskini önemli ölçüde azaltır.

Meyve ve yeşil sebzelerin büyük bir bölümü, mercimek, bezelye, börülce benzeri taneliler, baharatlar, otlar, tohumlar ve sert kabuklu yemişler alkali beslenmenin temelini oluştururken et, yumurta, baklagiller, tahıllar, balık, şeker ve kümes hayvanları ise asit oluşturan besinlerin başında gelir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on email
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on pinterest
Pinterest
Share on email
Email

Recent Posts

Bizi Takip Edin

Bültenimize abone olun