Tüm hayatım boyunca her şeyi doğru yapmaya çalıştım –derslerden hep A alarak okulu ve yükseköğrenimi tamamladım, ünlü bir bankada dolgun maaşlı bir işe sahip oldum ve lise aşkımla evlendim. Tüm bunlara rağmen, işler hiç de planlandığı gibi gitmedi ve iki yıl önce evliliğimi sonlandırdım, işimi değiştirdim, ve bu süreç içerisinde depresyona sürüklendim.

Hikayem

Psikiyatristim, ergenlik dönemimde bile intihar eğilimleri gösterdiğim için her zaman depresyona eğilimli olduğumu olduğumu söyledi. Klinik müdahele gerektiren depresyon teşhisi konulduktan sonra, tıpta depresyonun bilinen bir tedavisi olmadığı için, anti-depresan ilaç tedavisine başladım. Tek mücadelem depresyon değildi. Kilo almaya başlamıştım ve bir yılın sonunda tam kırk kilo aldım! Geriye dönüp baktığımda tek suçlayabileceğim depresyonumdu. Moralim bozuk olduğu zamanlarda abur cubur yemek gibi bir alışkanlık elde etmiştim, çünkü sadece bu şekilde rahatlayabilecekmişim gibi geliyordu. Her elime geçeni yiyebilmem depresyon yüzünden miydi, yoksa beni daha fazla depresyona sürükleyen yediklerimin ta kendisi miydi bilemiyorum. Sanırım bir kısırdöngüydü. Aşırı kilolu bedenim sadece fiziksel sorunlar doğurmuyor, aynı zamanda kendime olan güvenimi yitirmeme sebep oluyordu. Görünüşümden hiç hoşnut değildim. Her zaman özel biriydim, ancak bir gün gelmişti ve kendimi dış dünyaya tamamen kapatmıştım. Düzenli olarak işe gidiyordum ancak iş arkadaşlarımla fazla etkileşime girmiyordum. Bunun sonucunda arkadaşlarımdan uzak durmaya başladım.

‘Omuzuma Hafifçe Dokunan O El’

Ailemdeki herkes ve arkadaşlarımın tamamı benden umudu kestiğinde, kızkardeşim depresyonum ve obezitem ile mücadele edebileceğime yürekten inandı. Bana beslenmenin ve yaşam stilindeki değişikliklerin depresyonu altedebileceğini anlatan makaleler göndermeye başladı. Abur cuburu, süt ürünlerini ve et tüketimini azaltmaya çalıştığım iki hafta boyunca taze gıda tüketimini arttırdım – ve kısa bir sürede kendimi çok daha iyi hissetmeye başladım. Bu durum, daha fazla efor sarfetmem konusunda bana ilham verdi. İnternette konuyla ilgili araştırma yaparken Antalya’da bulunan bir detoks merkezine ulaştım – The LifeCo. İlk detoks tatili deneyimimi orada yaşamaya karar verdim.

Antalya’daki Detoks Merkezi Deneyimim

The LifeCo Antalya’ya geldiğimde güzel bir sürprizle karşılaştım. Website’sindeki fotoğraflardan bile daha muazzam bir manzarayla karşı karşıyaydım. 5 yıldızlı bir otelin içinde yer alan detoks merkezi Akdeniz’in turkuaz sularına bakıyordu. Her 5 yıldızlı otelin içinde olabileceği gibi oldukça lükstü ancak aynı zamanda son derece doğaldı. Aşağıda resimlerini görebilirsiniz.

Detoks programım, kan testlerimin raporları üzerine çalışan ve durumum hakkında bilgi sahibi olmak için beni iki saatten fazla dinleme zahmetine giren bir doktor tarafından hazırlandı. 3 haftalık detoks programı, green juice çeşitlerinden ve taze raw-vegan öğünlerden oluşan beslenme düzenini içeriyordu. Yeme ve içme menüsü her gün değişiyordu. Hafif tatlı meyveler, koyu yeşil yapraksı bitkiler, buğday çimi, kabuklu kuruyemişler, tohumlar, bitki yapları ve filizler gibi sürekli olarak aynı içerikleri tüketsem de, tüm bunlar her seferinde fraklı bir şekilde hazırlanıyordu.

Hayatımda daha önce iç çiğ besinlerden oluşan bir beslenme düzeni deneyimlemediğim için başlangıçta baş ağrısı ve bulantı gibi detoks semptomları göstermeye başladım ancak bunların tümü sadece üç günde yok oldu! İşin en güzel tarafı, beslenme düzenimin bana ne gibi faydalar sağladığına dair personel tarafından kapsamlı bir eğitime tabi tutuluyordum. Günlük dersler, film gösterimleri ve atölye çalışmaları, merkezden ayrıldıktan sonra nasıl besleneceğimi öğrenmemi sağladı. İlk olarak, her gittiğim yere götürebileceğim bir takım seti verildi. Lezzetli çiğ besinleri nasıl hazırlayacağımı, her gün nasıl yoga ve meditasyon yapacağımı ve daha bir çok faydalı bilgiyi öğrendim. Bu esnada bir çok arkadaş edindim. Kanserle, diyabetle, hipertansiyonla ve diğer bir çok sağlık sorunlarıyla mücadele eden insanlar tanıddım. Düzenli beslenmek, egzersiz yapmak ve programımıza bağlı kalmak için birbirimizi üsrekli olarak motive ettik.

Bu esnada, Antalya’nın muhteşem güzelliklerini keşfetmek için oldukça boş vaktimiz oldu. Her yeni günde, güneşin tadını çıkarmak için sahile gittik. Personel tarafından sürekli olarak gezintiler ve alışveriş turları düzenleniyordu.

Sonuç

Üç haftalık sıkı bir raw-vegan beslenme, egzersiz ve 30 civarı doğal terapiden sonra yepyeni bir insan olduğumu farkettim. 10 kilo vermemin ötesinde kendimi çok daha iyi hissediyordum. Anti-depresan ilaçlarımın dozu önemli ölçüde azaldı. Sadece bununla kalmadım. Oradaki tüm öğrendiklerimi gündelik hayatımda uygulamaya çalıştım ve şu an hem 30 kilo daha hafifim hem de ilaçla tedaviyi sonlandırmış bulunuyorum. Antalya’daki ilk detoks deneyimim bir sene önceydi, ancak anılarım halen zihnimdeki tazeliğini koruyor. The LifeCo Antalya bana gerçekten yeni bir yaşam sundu, ikinci bir ziyareti planlamaya başladım bile.

Sağlığının kontrolünü eline almak isteyen herkese The LifeCo Antalya’yı önemle tavsiye ediyorum. Antalya’ya gitmek, doğru yolda atılmış doğru bir ilk adımdır.

Bayan P. son derece utangaç biri olduğu için ‘önce’ ve ‘sonra’sına dair resimleri makaleyle beraber kullanmamıza müsade etmedi. Eğer The LifeCo Antalya hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz, bize buradan ulaşabilirsiniz;. [email protected] or +90 (242) 316 68 45

İyileştiren İştah

Depresyonla beslenme yoluyla mücadele eden tek insan Bayan P. değil. Detoksu ilk defa deneyimleyen ve hayatlarını sonsuza kadar değiştiren bir grup insan hakkında kısa bir belgesel hazırladık. Filmimizin tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz:

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir