İyi Bir Yaşam İçin Yavaşlayarak Hızlanmak

Yolda, alışverişte, trafikte, ofiste yavaşla… Düşünürken, yürürken, nefes alırken, çalışırken yavaşla… Huzur veren bir hayat için ormana dönmektense, kentin içinde dingin bir hayat için yavaşla… Yavaşlamaktan gurur duy!

21. y.y. ile birlikte özellikle kentlerde her türlü yaşam alanı hızlandı. Sayıları çoğalan AVM’ler, toplu taşıma araçları, hızlıca yiyip kalkmamız için tasarlanan restoranlar, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji, azalan park ve yeşil alanlar, trafik, tüketme alışkanlıklarıyla “Hızlı olan kazanır” inancı hayatımıza iyice yerleşti.

Ben ise yavaşlamaktan yanayım. Çünkü tüm bu etrafımızda oluşan kaotik yaşamın, farkındalık seviyemizi aşağıya çektiği yadsınamaz bir gerçek haline geldi. belki çok güzel bir yaşamımız, güzel bir işimiz, bizi seven dostlarımız ve ailemiz var fakat sürekli koşturduğumuz, yapmamız gerekenleri, yetişmemiz gereken yerleri düşündüğümüz, telefonumuzdan uzaklaşamadığımız için, içinde bulunduğumuz muhteşemliklerin tadını çıkaramıyoruz. Hızlanan hayatla birlikte var olan bazı becerilerimizi körelterek; yalnız, tükenmiş, doğadan uzak, iletişimi kısıtlı bireyler haline geliyoruz. Halbuki tek hatırlamamız gereken YAVAŞLAMAK.

Yavaşlayarak, yolda yanımızdan geçen insanları fark edebilir, dinlediğimiz müziğin keyfini çıkarabilir, o gün gerçekten ne hissettiğimize odaklanabilir, yediğimiz yemekten, konuştuğumuz insana, yaptığımız aktivitelere kadar daha tadına vararak yaşayabiliriz. Peki nedir bu FARKINDA YAŞAMAK?

Farkında yaşamak, çoğunlukla geçmişe veya geleceğe giden zihini an’da tutabilmektir. Yaşanılan ana dair kendimizle ilgili ve etrafımızla ilgili tüm deneyimleri değiştirmeyi denemeden olduğu gibi kabul edebilme becerisidir. Otomatiğe bağlı olarak her günün tekrarı bir hayattan ziyade yaşamın her anında akışta olduğumuzu fark etmek demektir.

Peki hayat bizi hızlanmaya zorlarken biz nasıl yavaşlayabiliriz? Bunun herkes için geçerli bir formülü yoktur. Sevindirici haber ise yavaşlama ve farkındalığın, tüm insanoğlu tarafından paylaşılan ve doğamızda olan bir beceri olduğudur. Yani tek yapmamız gereken hatırlamak… Asıl amacımız o an ne ile ilgileniyorsak, tamamen kendimizi vererek deneyimlememizdir. Bizi mutlu eden ve deneyimlerimizden tatmin olmamızı sağlayacak hızı keşfetmekte özgürüz.

Peki biz, yavaşlayan insanlar, yavaşlamak için neler yapıyoruz?

Zihinimizi Ana Çağırıyoruz: Yoğun düşünce akışı zihinin doğasında vardır. Zaman yolculuğuna yada stresli düşüncelerin akışına uğrayan zihinimizi içinde bulunduğumuz ana davet ediyoruz. Yaşadığımız anın içerisinde tam anlamıyla var oluyoruz.

Kabulleniyoruz: Anın deneyiminden hoşnut kalmayabiliriz ama bunun sadece bizim beklentimizle ilgili bir sorum olduğunu biliyoruz. Gerçekliği değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi kabullenerek yaşamın doğal akışında olmanın keyfini çıkarıyoruz.

Yavaş Yürüyoruz: Etrafta koşturan herkese inat, biz yavaş yürüyoruz. Yürüdüğümüz yolu, gökyüzünü, yağan yağmuru, yüzünüze vuran güneşi, kulaklığımızdan gelen müziği, ayaklarımızın yere değdiğini, yanımızdan geçen insanları gözlemleyerek yavaş yürüyoruz.

Yavaş Yemek Yiyoruz: Gerçekten nasıl bir yemek yediğimizi, tatları, bu tatları sevip sevmediğimizi, bu yemeğin önümüze gelmek için geçtiği serüveni, sebzelerin tarlada çalışan çiftçiden aşçıya kadar olan yolculuğunu fark ederek yiyoruz.

Kendimizi Dinliyoruz: Vakit buldukça teknolojiden ve sorumluluklarımızdan bir dakikalığına uzaklaşıyoruz. Hiç bir şey ile ilgilenmeden sadece kendimizi dinliyoruz. “Bugün gerçekten nasıl hissediyorum?” sorusunun kıymetini unutmuyoruz.

Doğa ile Buluşuyoruz: Yeşilliği, suyun maviliğini, temiz oksijeni hissetmek için doğa ile buluşuyoruz. Doğanın gerçekten hayatta olduğumuzu tekrar hatırlatmasına izin veriyoruz.

Aynı Andan Birden Fazla İş Yapmıyoruz: Bitmeyen ajanlarımıza ve tüm yoğunluğumuza rağmen anın içinde sadece yaptığımız şeye odaklanıyoruz. Bir robot olmadığımızı, bir insan olduğumuzu kendimize sürekli hatırlatıyoruz.

Nefes Alıyoruz: Gün içinde ara ara nefesimize odaklanıyoruz. Stresli anlarda yardımımıza koşan nefesimize odaklanıp, akışta olduğumuzu tekrar fark ediyoruz. 7 gün 24 saat biz uyurken bile bizi hayatta tutmaya devam eden nefesimizi unutmuyoruz.

Teşekkür ediyoruz: Gün içinde karşılaştığımız en küçük şeyden en büyük şeye kadar, içtiğimiz sudan, bir çocuğun tebessümüne kadar, tüm deneyimlerimize teşekkür ediyoruz.

Yavaşlamanın ve anı yaşamanın, insanlığın en güzel hali olduğunu biliyor ve unutmuyoruz.

Güliz Altınbaşak

Psikolog

Mindful Living Program Koordinatörü, The LifeCo

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on email
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on pinterest
Pinterest
Share on email
Email

Recent Posts

Bizi Takip Edin

Bültenimize abone olun